Osmanlida Kapitalizm'in ayak sesleri

Osmanlı`da kapitalizmin ayak sesleri: Galata Bankerleri

http://www.tumgazeteler.com/?a=4459082

EROL ÜYEPAZARCI

Gündemde olan ekonomik krizin ve krizin göstergesi olan borsadaki ve döviz paritelerindeti hareketliliğin heyacanla izlendiği bugünlerde; bundan 150 yıl kadar önce Abdülmecit ve Abdülaziz`in saltanatları döneminde benzer krizlerdeki gelişmelerin Türkiye`deki etkilerini incelemek çok ilginç olacaktır.

O dönemdeki krizler de 1994 ve 2001 krizlerinde olduğu gibi Türkiye`deki yönetimin kendi hatasından veya bugünkü krizde olduğu gibi dünya çapında gelişen bir krizden ortaya çıkıyordu.

XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar kendine özgü ve çağın çok gerisinde kalan bir ekonomik yaşama sahip Osmanlı Devleti, Batılılarla olan ilişkiler geliştikçe o dönem dünyaya egemen olan vahşi kapitalist düzenle ilişkiler kurmaya başladı. Özellikle Kırım Savaşı(1853-1856) sırasında Fransa ve İngiltere ile Rusya`ya karşı ortaklaşa yürütülen muharebe ilişkileri daha da sıklaştırdı. İngiliz ve Fransız birliklerinin İstanbul`a gelişi, uzun süre başkentte kalmaları; bir taraftan çoğu Gayrimüslim olan esnaf ve tüccara yeni pazar ve kâr olanakları sağlarken Batı yaşam tarzı ve tüketim örnekleri de hayatımıza karışmaya başladı. Daha önceleri çok zengin olsa da çok mütevazı bir hayat süren Gayrimüslim tüccarlar yaşam tarzlarını değiştirip daha lüks ve tüketime dönük bir hayat tarzını seçtiler. Bu Avrupa mallarına ilgiyi artırdı ve dışalım önceden görülmemiş boyutlara sıçradı. Buna Saray`ın ve üst bürokrasinin ayni eğilimlere girmesi eklenince bir israf dönemi başladı. Ülke ürettiğinden fazlasını harcıyor, bütçe devamlı açıklar veriyordu. Bu arada Kırım Savaşı`nın askeri masraflarıyla Suriye ve Lübnan`daki karışıklıklar ile daha sonra Hersek ve Sırbistan, Bulgaristan isyanları`nın bastırılması için gerekli askeri harcamalar da bu açıkları artırıyordu.

Osmanlı Devleti, bütçeden karşılayamadığı para gereksinimini iki yoldan bulmaya çalıştı. İlki dış borçlanma yoluydu. Özellikle Paris, Londra ve Viyana gibi Avrupa`nın mali merkezlerindeki uluslararası finans kurumlarından borç alınıyordu. Bu yetmediği zamanlar ise iç borçlanma yoluna gidiliyordu. İç borçlanma yolu `Galata Bankerleri` denen bir sınıf bankerin doğmasına neden oldu. Bunların hepsi de Gayrimüslim veya Levanten olan , borsa oyunlarına yatkın, Avrupa finans kurumlarıyla ilişkili kişilerdi. Ünlü bankerlerin ilk örnekleri Manolaki Baltazzi(Osmanlı kaynaklarında Baltacı diye geçer) ve j. Alleon`dur. Daha sonra Ermeni asıllı Köçeoğlu, Rum asıllı Zarifi ve Hıristaki, Musevi asıllı Komando ailesi bu alanın en tanınmış isimleri olarak ortaya çıkar.

Bunların ömürleri İstanbul`da geçmesine , bu kentte inanılmaz para kazanmalarına karşın hiçbiri Osmanlı uyruğu değildir. Yunan uyruğunu tercih eden Zarifi dışında hepsi Fransız uyrukludur; Zaten Baltacı ile birlikte ülkemizdeki ilk banka olan `Banque de Constantinople` u kuran J.Alleon, Fransız Devrimi sırasında Türkiye`ye iltica eden bir Fransız soylusunun oğludur. Bankerlerin Fransız uyruğunu tercih etmesinin bir nedeni de o zaman dünya finans merkezinin Paris olmasıdır. Zaten Osmanlı Devleti`nin dış borçlanmalarının düzenlenmesi işi genelde Paris finans kaynaklarında kotarılmaktadır ve bu kotarılma işinde Galata bankerleri başat roller oynamakta ve büyük komisyonlar almaktadır. Bir diğer önemli merkez Londra, Osmanlı Devleti`nin dış borçlanmalarına pek sıcak bakmaz. Mesela Osmanlı`ya hiç sempatisi olmadığını her zaman belli eden ve her fırsatta `Osmanlı Avrupa`yı terkedip Asya içerilerine çekilmelidir` diyen ünlü İngiliz Başbakanı Gladstone`un etkisinin yoğunlaştığı 1870`li yıllarda Osmanlı`nın yeni bir dış borç alma girişimi Paris finans çevrelerinde olumlu karşılanınca ; ünlü Times gazetesi 26 Eylül 1874`teki başyazısında olayı şöyle eleştirmiştir:

`Genel eğilime aykırı olarak Türkiye`ye yine borç verildi. Bu çok tehlikeli bir yatırımdır. Bu borçla sanki Türkiye`nin bir geleceği varmış gibi bir kabul ortaya çıkıyor.Oysa gereksiz yere can çekişme süreci uzatılıyor. En iyisi onu kendi hâline bırakıp ölmesini beklemektir.`

Bir yıl sonra ise aynı gazete şu soruyu sormaktan çekinmiyordu:

`Türkiye`nin kendisi o kadar yok oldu ki, artık onu bir süre daha canlı tutmaya gerek var mı? `

İşte bu kaotik ortamda Galata Bankerleri devletin bir taraftan ivedi para gereksinimlerini karşılayıp, diğer taraftan da dış borçlanmalarına aracılık ederek önemli roller oynuyorlardı. Saray dahil Osmanlı bürokrasisi ile çok sıkı ilişki içinde idiler.

Ünlü Ermeni Banker Köçeoğlu, Abdülmecit ile çok dosttu. Padişah, hiçbir üst bürokratına göstermediği yakınlığı ona gösteriyor ve Köçeoğlu`nun Çengelköy`deki köşkünde gece yatısına bile gidip Köçeoğlu`nun misafiri oluyordu. Bu yakınlık garip dedikoduların çıkmasına bile sebep oldu. Örneğin banker Köçeoğlu`nun Padişah`ın bu ziyaretlerinde kendesine bakire Ermeni kızları sunduğu söyleniyordu. 1907`de `Abdülhamid`in Son Günlerinde İstanbul` adlı bir kitap kaleme alan Paul Fesch, bu eserinde Abdülmecid`in oğlu Abdülhamid`in Köçeoğlu`nun Padişah`a sunduğu bir Ermeni kızdan doğduğunu bile yazabiliyordu. Bu orientalist masallar pek tabii ki yalandı ama ilişkilerin yakınlığını göstermesi bakımından ilginçtir.

Galata Bankerleri`nin bir diğer işlevi ise özellikle Galata`da Havyar Han`da gayriresmi bir borsa kurarak finansal oyunlar oynamalarıdır. Bu oyunlar iki yönlü idi.

İlk oyun; 1860`lı yılların ilk senelerine kadar yürürlükte olan bir iç borçlanma senedi iken madeni para yerine kullanılmaya başlayan ve kağıt para olarak da adlandırılan ve `kaime` denilen paranın altın ve gümüş para karşısındaki paritesi üzerinde spekülasyon yapıp önce kaimenin değerini düşürüp piyasadan kaime toplamak, sonra da kaimenin değerini yükseltip para kazanmak şeklinde oluşuyordu . Aralık 1861 `de bu oyun tehlikeli boyutlara varmış; Galata bankerlerinin kaimenin değerini iyice düşürmek için yaydıkları rivayetler örneğin sadrazamklığa atanan ve olayları yatıştırmak üzere bulunduğu Suriye`den gelmekte olan Fuat Paşa`nın yolda öldüğü, Hersek İsyanı`nda Osmanlı Ordusu`nun yenildiği şeklindeki söylentiler birden halkta büyük endişe yaratmış , kaime bankerlerin de beklemediği şekilde düşmüş, halkın ana gereksinim malları fiyatları artmış, İstanbsul`da fırınlar kapanmış, ekmek bulunamaz olmuştu. Bunun üzerine hükümet ciddi önlemlere gitmiş, Havyar Han kapatılmış, ünlü bankerler değil ama onların işlerini yürüten ayak takımları tutuklanmış; tellallar casıtasıyla halk camilere toplanıp bilgilendirilmiş ve olay epeyi gürültüden sonra yatıştırılabilmiştir.

Bankerlerin oynadığı ikinci oyun ise şirket hisse senetleri, tahviller gibi enstrümanları belli nizamlara bağlanmamış bir ortamda sanki ciddi bir borsa varmış gibi satmaları oluşturmuştur. Bunların çoğu 1980`li yıllardaki bankerler olayında olduğu gibi mesnetsiz şirketlere ait hisse senetleri ve tahvillerdi. Tahviller satılırken piyangolar bile tertipleniyordu.

Galata Bankerleri`nin bu ikinci oyunundan pekçok kişi zarar gördü. İlk önce kolayca para kazanıldığını gören ve heveslenen pekçok kişi bu finansal kağıtları aldı ama mukadder akibet gelmekte gecikmedi ve ellerinde süslü püslü ama beş para etmeyen kağıtlarla kalakaldılar. Bu düş kırıklığına uğrayanlar arasında devletin en üst kademe yöneticileri de vardı. Abdülazizin annesi Pertevniyal Valide Sultan`ın bile bu borsa oyunlarına girip para kaybettiği ve mücevherlerini rehin verdiği bilinir. Daha sonra kurulacak resmi borsanın ilk yöneticisi o dönemdeki ismiyle ilk borsa komiseri Abidin Bey`in yazdıklarına inanılmak gerekirse bu borsa oyunlarında kaybedenler arasında Mithat Paşa, Ziya Paşa ve Namık Kemal bile vardır.

Abdülaziz`in tahttan indirilmesinde Galata Bankerleri`nin önemli rolü olduğu da söylenir. Çünkü çok müsrif bir kişi olan veliaht Murat Efendi`ye yüklü miktarda borç vermişlerdir ve Murat`ın tahta geçmesi durumunda bu borçlarını kurtara- bileceklerini ummaktadırlar.

Şehzadeliğinde borsa oyunlarına katılan ve Banker Zarifi ile iyi ilişkileri olan ve borsada hep kazanan II.Abdülhamit`in saltanatı döneminde bu iç ve dış borçlar konsolide edilecek ve `Düyun-u Umumiye` denilen bir kurum kurulacak; borç ve faizlerde büyük indirimlere karşılık bu kuruma devletin bazı gelirleri verilecek ve bunlar Düyun-u Umumiye yönetimince toplanacaktır ve Cumhuriyet`in ilk yıllarına kadar bu kurum işlevini sürdürecektir.

Birgün okuyucularına Galata bankerlerini daha iiyi tanımak istiyorlarsa hocamız Prof.Haydar Kazgan`ın 1991 `de yayınlanan ilginç çalışması `Galata Bankerleri` ni bir sahaftan bulup okumalarını öneririz.

Créer un site gratuit avec e-monsite - Signaler un contenu illicite sur ce site

×